"VELED-İ ZİNÂ
" Kelimesi için arama sonuçları
VELED-İ ZİNÂ (Özel isim)
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Nikâhsız evlenmeden meydana gelen çocuk.Çocuğun dîni, yanında bulunan ana-babasından dîni daha iyi olanı gibidir. Veled-i zinâ içinde böyledir. Yalnız veled-i zinâya babası nafaka vermez ve baba tarafından mîrâs almaz. (İbn-iÂbidîn)Akıllı çocuğun, âmânın, veled-i zinânın, vakitleri ve ezân okumasını bilen câhil köylününezân okuması kerâhetsiz (mekruh olmayıp) câizdir. (İbn-i Âbidîn)Veled-i zinânın imâm olması mekruhtur. (Alâüddîn-i Haskefî)
VELED-İ ZİNÂ
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Nikâhsız evlenmeden meydana gelen çocuk.
Çocuğun dîni, yanında bulunan ana-babasından dîni daha iyi olanı gibidir. Veled-i zinâ için
de böyledir. Yalnız veled-i zinâya babası nafaka vermez ve baba tarafından mîrâs almaz. (İbn-i
Âbidîn)
Akıllı çocuğun, âmânın, veled-i zinânın, vakitleri ve ezân okumasını bilen câhil köylünün
ezân okuması kerâhetsiz (mekruh olmayıp) câizdir. (İbn-i Âbidîn)
Veled-i zinânın imâm olması mekruhtur. (Alâüddîn-i Haskefî)
VELÎ (El-Veliyyü):
1. Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Mü'minleri seven, onlara yardım
eden, işlerini bitiren, sevdiklerini sevmediklerine gâlib, üstün kılan, kâfirleri sevmeyen.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Allahü teâlâ mü'minlerin velîsidir. (Âl-i İmrân sûresi: 68)
Her Cumâ gecesi el-Veliyyü ism-i şerîfini söyliyenin işleri kolay olur. (Yûsuf Nebhânî)
2. Bir çocuğun veya kadının babası yoksa baba tarafından dedesi, yoksa kâdı veya bunların
vasî tâyin ettikleri kimse.
Eskiden müslümanlar dînî nikâhın dört mezhebe uygun yapılmasına çok dikkat ederlerdi.
Şâfiî ve Hanbelî ve Mâlikî mezheblerinde nikâhın doğru olması için, birinci şart, bâliğa olan kıza
da velînin izin vermesi lâzımdır. Velî bu üç mezhebde babadır. Baba yoksa, babanın babası ve
onun babasıdır. Bunlardan sonra erkek kardeşidir. Bundan sonra, erkek kardeş oğlu, sonra onun
oğludur. Sonra amca, sonra amca oğlu ve onun oğludur. (Saîdüddîn Fergânî)
3. Vasî. Meyyitin (ölünün) hayatta iken, öldükten sonra namaz keffâreti ve daha başka işlerini
yapması için vasiyyet ettiği kimse veya vârislerden (mîrâsçılarından) biri.
Bir kimse, ağır hasta olursa, öldükten sonra namaz keffâreti yapılması için vasiyyet etmesi,
velîsinin de bu vasiyyeti yerine getirmesi lâzımdır. (Tahtâvî)
4.Allahü teâlânın rızâsını kazanmış sevgili kulu; her şeyi Allahü teâlâ için seven ve her işi
O'nun rızâsı için yapan, her an Allahü teâlâ ile bulunan, gafletten uzak kimse, eren. (Bkz. Evliyâ)
Bir velî kuluma düşmanlık eden, benimle harb etmiş gibi olur. (Hadîs-i kudsî-Mektûbât)
Allah'ın velîleri öyle kimselerdir ki, görüldüklerinde Allah hâtırlanır. (Hadîs-i şerîf-Râmûz-
ül-Ehâdîs)
Farzların birincisi Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi îmân etmektir. Bundan sonra
haramlardan sakınmak ve farz olan ibâdetleri yapmak ve evliyâyı sevmektir. Sevdiği velîden feyz
gelerek kalbi temizlenir ve Allahü teâlânın sevgisine kavuşur. (Mazhar-ı Cân-ı Cânân)
Velîlerin kalbleri, Hakk'ın nazargâhıdır. O kalblere girmiş olanlara da o nazardan nasîb erişir.
(İmâm-ı Rabbânî)
Eğer insanlar velî zâtların kadrini, kıymetini bilip, iyice anlayacak derecede olsalardı, herkes
karşılaştığı bütün insanlara karşı edebli olurdu. Çünkü görünüş îtibâriyle velî de bizim gibi bir
insandır ve karşılaştığımız bir kimse de Allahü teâlânın bir velî kulu olabilir. (Dâvûd-i İskenderî)
Allahü teâlânın rızâsına, sevgisine kavuşmak için en kısa ve kolay yol; bir velîyi tanıyıp,
onun sözlerinden Ehl-i sünnet îtikâdını, ibâdetlerini ve tasavvufun edeblerini kolayca öğrenmek
ve bunlara uymak ve onu sevmektir. (Muhammed Ma'sûm Fârûkî)
Velî hayatta iken kınındaki kılıç gibidir. Vefât ettikten sonra kınından çıkar, tasarrufu daha
kuvvetli olur. (Echûrî)
Üç nişan olur velîlerde demiş erbâb-ı dil,
Biri ol ki, görenin gönlü ona mâil olur.
Onun ikinci nişânı, oldur ki, iyi bil,
Her ne dese, dinleyenler, sözüne kâil olur.
Üçüncüsüne gelince, cümle a'zâsı onun,
Şer' ile âdâb ile her zaman âmil olur.
(Erbâb-ı dil: Gönül ehli. Mâil: Meyleden, akan Nişan: Alâmet Kâil olmak: Kabûl etmek, Şer'i
din: İslâmiyet. Âdâb: Edebler. Âmil olur: Yapar) (M. Sıddîk Gümüş)